"Zor olan bulmak değil...Bulduğunda, aradığının o olduğunu anlamaktır." - www.kafanagorehayat.com | www.kafanagorehayat.com

“Zor olan bulmak değil…Bulduğunda, aradığının o olduğunu anlamaktır.”

Merhaba,

Hayatı Sorgulama Günü’ne hoş geldiniz.

Evet ben de, bu günü, “Dünya Hayatı Sorgulama Günü” ilan ediyorum. Hatta her günü, hayatı sorgulama günü olarak ilan ediyorum. Saat de veriyorum; şu an! Saatlerimize bakalım, şu an saat kaç? Evet, sizin için hayatınızı sorgulama anınız, her gün bu saat olsun. Ya da yazıyı aklınıza getirdiğiniz her an. Ne dersiniz?

Bugün sizi düşünmeye davet etmeye kara verdim. Çünkü bugün önemli bir gün.

Biraz önce ilan ettik, biliyorsunuz. Hayatı Sorgulama Günü.

Yani hayatımızı, daha iyiyle değiştirme gününden bir gün öncesi. Geçmişte vazgeçtiklerimizi, kaçırdıklarımızı, kaybettiklerimizi geri kazanma gününe, hayatımızı değiştirme günü diyebiliriz.

….

Şöyle bir düşünün lütfen, “hayat tecrübeniz” olarak neleri söylersiniz?

….

Yaşınız kaç?

Bu fiziksel yaşınız mı, yoksa akıl yaşınız mı?

….

Bu zamana kadar neleri yitirdiğinizi düşünüyorsunuz?

….

Kendinize biraz zaman ayırıp düşünün, neleri yitirdiniz ve neleri bugün tekrar geri almak istersiniz?

Biraz yardım edeyim; mesela anılar… İnsanlar, ilk olarak anılarını yaşadıkları günleri yitirdiğini düşünür!

Ya da göz yaşları…?

Ya kaybettiğiniz bir sevgi var mı?

Geri almak istediğiniz neler var?

Kaybettiğiniz neyi tekrar bulmak istersiniz? Kaybettiğiniz neyi aramaktasınız?

Geçen gün, kısıtlı imkanlarla geçmiş zorlu çocukluğu olan bir arkadaşım bana uğradı. Yaşamında bazı şeyleri değiştirmeyi başarmıştı. Çok didindi, çabaladı bunun için. Ama didinmekten de, çabalamaktan da annesini kaybettiği gün vazgeçti. Bugüne ulaştığında, geriye bakıp, “umutlarını” kaybetmiş olduğunu söyledi.

Sözcükler çoğu zaman doğruları söylemez ama annesi ölürken ona,  babasının bir kere bile çiçek almadığını söylemiş. Bunu söyleyerek ölmüş. Arkadaşım da ümidini kaybetmiş, iyi, mutlu bir hayat adına tüm umudunu. İyi mutlu bir hayat yaşama inancı, umudu kalmamış. Yemek, barınmak, sadece hayatı devam ettirmek için yaşamış. Evlendi arkadaşım. Bir çocuğu oldu. Bunca zaman boşuna yaşadığını düşünüyor bugün. Ummayı, umduğunu bulamamaktan bırakmış durumda. Ve yardım istedi. “Geçmiş zamanımı boşa harcadım bunu geri istiyorum” dedi.

Yitirilen her şey geri alınabilir, bir tek zaman hariç. Zamanı zaman olarak geri almak imkansız, çünkü zaman bize ait değildir. Bizim dışımızdadır. Aslında istenilen zamanı geri almaktan fazlasıdır. Gerçekte istenilen, şimdiyi geçmişe uyarlamaktır. Salt zamanı geri almak hiç bir şeyi değiştirmez çünkü. Diyelim ki zamanı geri aldık, ama biz aynı olursak geri kazandığımız zamanı aynı şekilde geçireceksek ne anlamı kaldı bu işlemin? Geçirmeyeceksek, zamanla öğrendiklerimizi kullanacaksak…işte o zaman, zamanı geri almış olmayız. İşte onun için aslında istediğimiz geçmiş zamanı geri kazanmak değildir. Haa! Bundan sonrası için “zaman” istiyorsak, istemeyle geçen zamanı gelecekte aramamak adına haydi, bırakalım bunu. Bırakalım zamanla uğraşmayı.

Zamanı geri veremeyiz ama gençlik umudunu geri kazanabilirdi arkadaşım. İmkansız gibi görülen bu geri kazanım için karşılığında ne verilir acaba? Bedeli nedir? Anıları, hayalleri, umutları, namusu, göz yaşlarını geri kazanmak için ne verilir? Bunlar nasıl kazanılır yeniden?

Açıklayayım;

Gençlik umutlarını yeniden kazanmak için karşılığında çevresindekilerin ona olan sevgisinden biraz verecek. Nasıl mı? Gençlik umudu heyecan ister, peşinden koşulmasını ister, hayata geçirilmek ister, adanmışlık ister, zaman ister. Bu da, çocuğuna, eşine ayırdığı zamanı alır ondan. Bir şeyler almak için başka şeylerden vermek lazım. Bu yaşamın doğası.

Belki, belki de boşu boşuna döktüğünüz göz yaşlarınızı geri isteyebilirsiniz. Kötü geçen bir sınav için döktüğünüz, kaybettiğiniz cüzdanınız için gözünüzde tutamadığınız yaşlarınızı. Ya da bir sevgili uğruna harcananları. Ama onlar gerçekte kaybedilmemiştir. Nasıl mı? Açıklayayım; diyelim ki, birini çok sevdiniz ama terk edildiniz ve onun için çok ama çok gözyaşı döktünüz. Olmuştur mutlaka. Şimdi ise bunun çok anlamsız ve gereksiz olduğunu hatta boşu boşuna olduğunu düşünüyorsanız size bir  sır vereyim; o ağlamalar, günlerce, yıllarca ağlamak, hissedebildiğiniz büyük, kocaman sevginin bedelidir. Karşılığında aşkı yaşadınız. Bunun adı aşktır ve yaşanması şanstır. “Bu terk edilmelerden, göz yaşlarından sonra, sevginin ne demek olduğunu anladım, insanlara güvenim kalmadı, aşksız yaşamaya başladım, katı, soğuk oldum” diye düşünebilirsiniz, artık ağlamıyorsunuzdur, ağlayamıyorsunuzdur. Bu sizin korkmadığınızı ve aşkı eskisi gibi karşılamadığınızı göstermekten daha fazlası değildir. Ama o ilk terk edilişteki muhteşem duyguyu yine yaşamak istediğinizi düşünelim. Örneğin ben isterdim. Ve diyelim ki, bunu geri aldınız. Karşılığında neyi vermek zorundasınız? Düşünelim neyi kaybederiz filmi geri sarıp o güne döndüğümüzde? O büyük sevginin ne demek olduğunu bize anlatan tecrübeyi yaşamamış olacağız. Bu tecrübeyi geri vermedikçe, eski saflığınızı geri alamayız. Ben değiştim deyip değişmemiş halinize geri dönemezsiniz. Belki o zamanı, saflığı kaybettiniz ama elinizde bugün bu bilgi var, bu tecrübe var. Ağlamanın hata olduğunu düşündüren bu deneyimden vazgeçip eski saflığa döndüğünüzde, bu sefer diğerlerini kaybetmeniz gerekecek unutmayın. Bugünkü akılla geri gitmek yok. Ya o günün aklı ya da akılsızlığı, ya da bugünün aklı. Hem o hem bu olmaz. Ve değişim, geçmiş için olamaz. Değişim, gelecek için olur. Geçmişimizin katkılarıyla, değişen bizin, hayatı damıtarak içmesi, ilmek ilmek yaşaması gerekir.

Babamı kaybettim geçtiğimiz ay. Çok düşündüm. Herkesin yası bir başka oluyormuş, ben babamla konuşmamı o öldükten sonra kalpten kalbe yaptım. Geçen ay kaybettiğim babamın, şu an yaşamakta olan annemin, ilgi ve sevgisini çok çok önceleri kaybettiğimi düşünerek büyüdüm ben. Bana, bugünkü bana bunun yanlış olduğunu anlatmanın hiç bir önemi yok. Çocuk ben, engelli kardeşe gösterilen ilginin gölgesinde büyüdüm. Herkes için kendi kaybı en paha biçilmez olanı ya. Benim için de, baba-anne kaybı ya da sevgisini görememek en büyük kayıptı. Şimdi ben o sevgiyi geri istesem. O güne dönsek ve benim bu duygumu yok edecek bir hayatı baştan yaşasam. Karşılığında ne vermem gerekir? Çok düşündüm ve buldum; bu ilginin yokluğunda geliştirmiş olduğum herkesi seven kişiliğimi, tutuğumu koparmamı sağlayan yapımı, ayakta kalmamı sağlayan gücümü geri vermem lazım.

Hayat bir alışveriştir. Verilen duygu ise yerine kazanılan başka bir duygu, verilen bilgi ise alınan başka bir bilgi olur ammaaa verilen zaman ise….alınanları düşünmek lazım. Düşünelim ki bundan sonraki zamanımızı daha verimli kullanalım.

Şimdiye kadar hep laf hep laf söyledim. Öyleymiş  de, yok bu da böyleymiş de… Herkes kitap yazıyor, 10 adımda mutluluğa ulaşmanın yolunu söylüyorlar.  Bense durmuş burada konuşuyorum. Halbuki daha kestirme bir yol biliyorum. Tamam size kestirmeden bir mutluluk formülü söyleyeceğim. Hem de 10 değil 4 adımda. Evet evet dört şartı yerine getiren mutlu olabilecek.

Mutluluğunu kaybettiğini düşünenler, kendisini mutsuz hissedenler,  bir kağıt kalem alın elinize, sizden bu çok önemli dört maddeyi yazmanızı isteyeceğim. Çok önemli. Mutlaka dördünü de yerine getireceksiniz ve inanın çok mutlu olacaksınız.

Madde bir,  bir sahil kasabasına gitmenizi önereceğim, haritayı ya da gezi dergilerini açın önünüze, sessiz, sakin. Küçük olmasına özen gösterin ama seçtiğiniz kasabanın.

Madde iki, resimdeki çiçeği bulmanızı isteyeceğim sizden. Bu biraz zaman alacak biliyorum ama mutlaka bulacaksınız. Çünkü sahil kasabalarında bulunuyor bu çiçek.

Madde üç, gece yarısı çıkan, çok az kişinin görebildiği, pembe yıldızı görmeniz gerekecek. Bu yıldızı görebilmek için gecelerinizi gökyüzüne bakarak geçireceksiniz.

Ve madde dört…

Bir arkadaş.

Bir arkadaş ise son maddemiz. Bu yaptıklarınızı, niye orada olduğunuzu, geçmişinizi, gelecek planlarınızı anlatabileceğiniz bir arkadaş bulacaksınız.

Haydi acele edin, mutluluk çok yakın. Unutmayın bu sahil kasabası, bu çiçek, bu yıldız ve bu insan var, sadece bulmanız lazım.

Bunlarla mutluluk tekrar kazanılır mı?

1) Yeni bir yere yerleşmek insana yepyeni bir bakış açısı kazandırır, sırtındaki eski sıkıntıları taşımaksızın hem de. Hele bu küçük bir yer olursa. Sokaklarını bilerek dolaştığın, insanlarına selam verdiğin, kendini yabancı hissetmediğin bir yer.

2) Çiçek… Çiçeği aramak için dere tepe dolaşıp doğanın dinginliği ile huzur bulmak ve ağaçlar arasında olmak nefesin anlamını öğretecektir. Çiçeklere, ağaçlara, toprağa bakarak zaman geçirmek. Kendinle olmanın, doğa ile bütünleşmenin önemini kavramak… paha biçilmez. Mutluluğun anahtarı.

3) Hele gece yarısı bir sahil kasabasında yıldızlara bakmak… Yıldızlara bakmak, gecenin büyüsü içinde konsantre olmak, yoğunlaşmak. Kendine dönmeni sağlayacak. “Başka şeylere de bakılabilirdi neden yıldızlar” derseniz… Yıldızlar, milyarlarca yıl öteden bize hayatın küçüklüğünü ve önemsizliğini gösterirken anın kıymetini kavrayacağız. Bir karıncadan küçük varlığımızın içine sığdırdığımız yaşamımızı bir kez daha anlayacağız.

4) Veeee arkadaş… Arkadaş. Herkes için mutlaka bir arkadaş vardır. Ama nasıl bir arkadaş? Suskunluğumla konuşabildiğim, tüm duygularımla var olabildiğim, bana uyumlu benim ona uyumlu olduğum bir arkadaş. Yok mudur? Var, var. Yeter ki, insan kendine karşı dürüst olsun, kendini başka aynalarda görmesin. Kendiyle barışsın, kendiyle mutlu olsun.  İşte o zaman gerçek arkadaşı, dostu bulacaktır.

Yaşarken bir çok şeyi, başka bir çok şey için kaybettiğimizi düşünüyorsanız, unutmayın kayıp diye bir şey yoktur, vazgeçmek yoktur. Sadece değiş tokuş vardır.

Her şeyi, hemen hepsini, tek bir hayata sığdıramayız. Sığdırdıklarımız, diğerlerinin yokluğundan oluşanlar. Onlar var olsaydı bunlar olmayacaktı.

Hayatı sorguladık mı?

Hayıflanmayı bıraktık mı?

Tamam yarın da hayatımızı değiştirme günü. Eğer sorgulamaya gerek duyuyorsanız hala, aynı saatte bekliyorum.

Bize her gün hayat! Ve her gün yeni bir şans!

(Bir radyo tiyatrosu sonrası, akılda kalanlar ve akla gelenler)

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir