"...zaman ve mekan, insanla mevcuttur" - www.kafanagorehayat.com | www.kafanagorehayat.com

“…zaman ve mekan, insanla mevcuttur”

Doğru olmadığını bildiği halde yalanlara inanmak. Aynı anda iki zıt inanışı benimseyip ikisinin de doğru olduğuna inanmak.

Bugün de böyle bu durum dün de böyleydi…

Yozlaşmanın yıllar önce anlatıldığı bir roman; Saatleri Ayarlama Enstitüsü. Modernlik ile katı muhafazârlık arasında (kitabın ele aldığı zaman için Batılılık ve Doğululuk da diyebiliriz) kalmış toplumun komik hikayesi.

“Herkes bilir ki bir saat ya geri kalır yahut ileri gider. Bu işin üçüncü şekli yoktur. Bu da tam ayar imkânsızlığı gibi umumi bir kaidedir; meğer ki durmuş olsun. Benim nazariyem şudur ki, insanlar kâinatın sahibi olmak üzere yaratıldıkları için, eşya onlara uymak tabiatındadır.”

Neşesizliğin eşyaya sirayetinden bahseder Ahmet Hamdi Tanpınar hem de grotesk bir tarzda. Yani, temelde ciddi (hem de çok ciddi) ama görünüşte gülünç ve abartılı olan bir tarzda.

Karakterlere giydirilmiş özelliklerle de devam eder bu tarzını sürdürmeye, doğrunun, iyinin ne olduğunu bilip farklı davranmayı seçen toplumu anlatabilmek için.

Türk edebiyatının muhteşem yazarının, muhteşem gözlem ürünü…

Saatleri Ayarlama Enstitüsü…

En güzel Türkçe ile anlatılmış yaşayan bir kitap. 100 yıldır geçerli.

Sünnet çocuğuna hediye edilen saatin açtığı bir yolda, saatlerin içinde, saatlerle insanları gözlemliyor.

“Benim çocukluğumun belli başlı imtiyazı hürriyetti. Bu kelimeyi bugün sadece siyasi manasında kullanıyoruz ne yazık! Onu politikaya mahsus bir şey addedenler korkarım ki, hiç bir zaman manasını anlamayacaklardır.

Kısa ömrümde yedi sekiz defa memleketimize geldiğini işittim. Evet bir kere bile kimse bana gittiğini söylemediği halde yedi sekiz defa geldi ve o geldi diye biz sevincimizden davul zurna sokaklara fırladık.

Hakikaten muhtaç olsaydık, hakikaten sevseydik o sık sık gelişlerin birinde adamakıllı yakalar, bir daha gözümüzün önünden, dizimizin dibinden ayırmazdık”

O günden bugüne ne değişti derseniz, o günün saçmalayanların eline su dökemeyiz bugünkü saçmalıklar boyutunda. Görmemişliğin dik alası çevremizde yaşananlar. Reklamın insan üzerindeki etkisinin anlatıldığı bölüm beni çok etkilemişti. Etki aynı etki, insan aynı insan…

100 yıl öncesini anlatıyor kitap, çoğu sayfasında güldürerek. Ama acı bir gülüşle…

“Şu hakikati kendi hayatım bana öğretti: İnsanoğlu insanoğlunun cehennemidir. Bizi öldürecek belki yüzlerce hastalık,yüzlerce vaziyet vardır. Fakat başkasının yerini hiç biri alamaz.”

Ve Ahmet Hamdi Tanpınar kimsenin cehennemi olmamaya dikkat etti hep. Bakın nasıl bir bilgi var bu kitap hakkında;

 “Bu romanın ilk versiyonunda Peyami Safa ile ilgili “nükteli” bir bölüm varmış. Ancak roman basılmadan önce Peyami Safa’nın oğlu vefat etmiş. Tanpınar bunun üzerine, “acılı bir arkadaşımla alay edemem” deyip bu bölümü kitaptan çıkarmış.” Kaynak: Turan Alptekin

Yeni İstanbul gazetesinde tefrika olarak yayımlanan roman, 1961 yılında, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın son eseri olarak, roman halinde Türk edebiyatına kazandırılmıştır.

Bir ressam, bir şair, bir yazar ve milletvekili, ama kendisini edebiyat öğretmenliği ile tanıtan Ahmet Hamdi…

Ben iyi bir okurum diyen herkesin mutlaka okumuş olması gereken bir kitap olduğunu (biliyorum çok iddialı) söylüyorum.

Keyifli okumalar…

(Burçak Şenler Sınmaz)

 

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir