Yüzyılımızın en önemli entellektüeli... - www.kafanagorehayat.com | www.kafanagorehayat.com

Yüzyılımızın en önemli entellektüeli…

Issız bir adaya düşseniz yanınıza ne alırdınız sorusuna Umberto Eco,

“Telefon rehberimi alırdım çünkü rehberdeki isimlerle sayısız romanlar yazabilirim”

der.

“Kurmaca, gerçeklikten daha rahat göründüğü için gerçekliği sanki kurmaca bir anlatıymış gibi yorumlamaya çalışıyoruz. Eğer anlatı dünyaları böylesine rahatsa neden dünyanın kendisini bir romanmış gibi okumayı denemeyelim.”

Sonu olmayan bir kütüphaneye sahipti, hayatamın yazarlarından Umberto Eco. Severek okudum, bitmesin istedim düşüncelerini yansıtan satırları.

O bir şifre çözücüydü. Bana da gençliğimde bulaştırdı, sözcüklerin büyüsünü, evrenin her bir noktasının bir şifresi olduğu düşüncesini. Art-alan bilginiz yoksa çok da anlayamazsınız Eco’yu. Yoktu, okudum, biraz oldu, okudum, biraz daha… Her seferinde yeniden çözdüm, yeniden anladım. Her okuduğumda kendi anlamımı yarattım. Yaşayan satırlar yazmıştı. Benimle büyüyebilen romanlar.

Okuyabilmek dilsel beceri değildir; kültürel bir eylemdir. Umberto Eco okumak, onun anlattığı hikayeyi dinleyip yazdıklarını çözümlemek, düşünceyi içselleştirmek, duyguyu hissetmektir.

Gülün Adı, Foucault Sarkacı, Önceki Günün Adası, Baudolino, Kraliçe Loana’nın Gizemli Alevi gibi romanlarıyla ve Açık Yapıt, Anlatı Ormanlarında Altı Gezinti, Ortaçağ Estetiğinde Sanat ve Güzellik, Güzelliğin Tarihi, Çirkinliğin Tarihi gibi deneme kitaplarıyla günümüzün en önemli yazarları arasında sayılmaktadır. Ama onu en iyi tanımlayan; göstergebilimci olmasıdır.

Yazılarında simge, sembol, şifre kullanmış bu göstergebilimciyi, görebilen herkesin, sonradan görebileceklere bir işaret bırakıp gittiğine inanarak okudum. Büyük keyif alarak okunan bir filozof diyorum, Umberto Eco için.

Eco’nun romanlarını sınıflandıramayan bazı eleştirmenler romanların kendine has oluşuna vurgu yapmak için “Eco-Roman” isminde yeni bir kavram ortaya atmışlardır.

Ortaçağ’da cinayet, sanat, bilim okumak istiyorsanız bence gecikmeden başlayın ama hazırlıklı olun lütfen, çok daha fazlası var. İlk okuduğum ve en popüler olan “Gülün Adı” romanı ile başlayın. Kitabın son sayfasına kadar nasıl akıp gittiğini anlayamayacak, “Foucault Sarkacı”nda ise ‘kabala’yı ve dünyanın sarkacını keşfedeceksiniz. Roman, “Sarkaç’ı o zaman gördüm” sözleriyle başlar ve sarkacı anlatmaya çalışır; “tıpkı bir mandala taslağı, bir beş köşeli yıldızın görünmez yapısı, bir yıldız, bir gizemli gül gibi (s.15) ve polisiye-gerilimin devamı “Önceki Günün Adası”. Benim okuduğum son romanı ise; “Baudolino”. Yine Ortaçağ, yine cinayet, yine semboller ve Konstantinopolis.

Keyifli okumalar…

Bu arada;

Umberto Eco, bir göstergebilim profesörüydü. Nedir göstergebilim;

“Sanat eserleri aynı zamanda birer iletişim aracıdır. Romanlar, filmler, tablolar kendilerine özgü bir dile sahip ileti kaynaklarıdır ve bu bakımdan birer metin gibi okunabilir. “Bu metinlerin görünen düz anlamlarının dışında alt metin olarak adlandırılabilecek yan anlamları da vardır. Var olan ideoloji aslında bu yan anlamlar aracılığı ile yayılır.” Yan anlamlar yaratmak için sanatın özgün dilini kullanan sanatçı, pek çok göstergeyi birleştirerek bir dizi oluşturur. Sinemada bu dizi, renkleri, diyalogları, kamera hareketlerini ve daha birçok bileşeni içerir. Yani, “alıcı hareketlerinden, renklerden, oyuncuların diyaloglarına dek her şey bir gösteren olarak kabul edilir. Bir dil gibi izleyiciye aktarılır.”

Temelde Gösteren, Gösterilen ve Gösterge ilişkisine dayanan göstergebilim çok önemli bir anlatı çözümleme stratejisidir. “Günümüzde, anlatıları açıklayan, inceleyen, anlamlarını değerlendiren birçok ‘okuma’, ‘eleştiri’, ‘yorumlama’ yöntemi var. Bunlara bir de ‘göstergebilimsel yaklaşım’ı ekleyebiliriz. Ancak göstergebilimsel yaklaşım, metin açıklama / yorumlama tekniklerinin yerini almak üzere geliştirilmiş yeni bir seçenek olmadığı gibi, yeni bir yazınsal eleştiri türü olmak amacında da, savında da değildir. Göstergebilimin metin açıklama / yorumlama teknikleri ile yazınsal eleştiriye bazı kavramlar, işlemler ve örnekler sunması, onların amacını üstlendiğini göstermez […] Bir başka deyişle, anlatılarda, metinlerde anlamların nasıl birbiriyle eklemlenerek üretildiğini araştıran, öncelikle de bu üretim sürecini ortaya koyabilecek bir kuramsal aygıt (düşünme modeli) geliştiren bir bilimsel tasarıdır göstergebilim. Bu açıdan hızla oluşturulmuş betimleme ve gözlemleme amaçlı derme çatma aygıtlardan (sözde kuramlar) da ayrılır. “(Cineritüel’den alınmıştır.)

(Burçak Şenler Sınmaz)

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir