Ya onlar da bizim için "yaaaaa, olmasaydınız..." diyorlarsa😢😢 - www.kafanagorehayat.com | www.kafanagorehayat.com

Ya onlar da bizim için “yaaaaa, olmasaydınız…” diyorlarsa😢😢

Keyifle, keyfince kalın ve yüreğe dokunmaya, yürekle dokunmaya devam edin…

“1889 yılının Eylül ayında Balıkesir’in Havran İlçesi Çamlık (Manastır) köyünde dünyaya gelen Seyit Ali, Yörük çocuğudur.
Yörük Çocuğu Seyit Ali 1909 yılında Osmanlı Ordusu’na katılır.
Balkan Savaşı’nda çarpıştıktan sonra I. Dünya Savaşı’nın başlaması ile Çanakkale Cephesi’nde topçu eri olarak göreve başlar. 18 Mart 1915’te Müttefik donanması Çanakkale Boğazı’nı geçmek için saldırıya geçer. Bu sırada Seyit Ali, Rumeli Mecidiye Tabyası’nda görevlidir.
Türk topçusunun yoğun karşı ateşi ve daha önceden Nusret mayın gemisinin döktüğü mayınlar, bu saldırıyı püskürtür. Yapılan atışlar sebebiyle tabyada bulunan topun mermi kaldıran vinci parçalanır. Bunun üzerine Seyit Ali 215 kg ağırlığındaki top mermilerini sırtlayarak top kundağına yerleştirir.
Seyit Ali, ilk iki atışta Ocean’a hafif bazı hasarlar verdiyse de, üçüncü atışında İngiliz zırhlısı Ocean ağır hasar görür. Atılan mermi geminin su kesiminin biraz altına isabet ederek geminin anında yan yatmasına neden olur, Daha sonra Nusret mayın gemisinin döktüğü mayınlardan birine çarpar. Ocean da bu hasardan kısa bir süre sonra alabora olarak batar. Bu başarısından ötürü Seyit Ali’ye ödül olarak çift tayın verilir. Ancak Seyit Ali birkaç gün sonra kumandanlarına “herkese tek tayın verilirken çift tayın boğazımdan geçmez” diyerek tek tayın yemeye devam eder.

Olaydan sonra tabyaya gelen Cevat Paşa; Seyit’e gösterdiği kahramanlıktan dolayı onbaşılık rütbesi takar. Bu kahramanlığı ölümsüzleştirmek için yanında Alman bir fotoğrafçı getirmiştir. Merminin altına giren Seyit Onbaşı bir türlü mermiyi yerinden oynatamaz. Mahcup olan Seyit Onbaşı “Komutanım ben bu merminin altına o mahşer günü vatan tehlikede olduğu için girdim ve Allah’ın inayetiyle kaldırdım. Şimdi ise fotoğraf çekmek için deniyorum, olmuyor. Vatanın tehlikede olması durumunda Allahın izniyle gene kaldırırım.” der. Koca Seyit’i alnından öpen Cevat Paşa “Bu milletin sizin gibi evlatları olduğu müddetçe sırtı yere gelmez” der. Merminin içi boşaltılır. Seyit Onbaşı mermiyi kaldırır. Arkasında da o tarihi günde olduğu gibi yine Niğdeli Ali vardır. Alman fotoğrafçı bu anı ölümsüzleştirecek fotoğrafı çeker.

Seyit Onbaşı 3 yıl daha askerlik yaptıktan sonra 1918’de terhis olur, Çanakkale’den Havran’daki köyüne kadar 145 kilometreyi 13 günde yürüyerek evine döner. Köyünde onu herkes öldü bilmektedir. Geldiğinde evine giremez, çünkü 9 yıl sonra karısının yeniden evlenmiş olabileceğini düşünür. Akşamdan geldiği evini sabaha kadar izler. Sabah gördüğü bir akrabasından karısının evlenmediğini ve bir kızının olduğunu öğrenir. Kapıdan eşinin adını seslenir. Kapıya gelen 8 yaşındaki kızı “Anne kapıda sakallı biri var, korktum” diyerek annesini çağırır. Annesi kapıya gelip Seyit Ali’yi gördüğünde heyecanlı bir şekilde “Korkma kızım o senin baban” der.
Köyüne döndükten sonra kimseye bir şey anlatmaz. Ormancılık ve kömürcülük işlerine devam eder. 1929 yılında Gazi Mustafa Kemal Atatürk, bir açılış için Havran’a geldiğinde, nahiye müdürüne “Burada bir Seyit Onbaşı olacaktı, onu görmem lazım” der. Ancak nahiye müdürü Seyit Onbaşı’nın hangi köyden olduğunu bilmez. Edremit askerlik şubesinden Seyit Onbaşı’nın kaydını bulup iki jandarma gönderir. Akşam evine gelen Seyit Ali, kapıdaki jandarmaları görünce kaçak kömür için geldiklerini düşünür. Askerlere “Suçum ne ki?” diye sorar. Askerler “Hayır suçun yok, biz seni bekliyoruz. Seni paşa çağırıyor.” deyince Seyit Onbaşı sevinir.
Nahiye müdürü, Seyit’i perişan vaziyette görünce, saç sakal traşı yaptırır, yeni kıyafetler verdirir. Atatürk’ün yanına çıktığında biraz sohbetten sonra paşa “Ne istersen iste, sen büyük kahramanlık yaptın” der ve maaş bağlatılmasını teklif eder. Seyit Ali ise, “Hayır paşam, biz vatan için görevimizi yaptık, maaş için değil” şeklinde cevap verir. Tek bir isteği olur Atatürk’ten: “Ben dağda kaçak odunla, kömür imal ediyorum. Senin emrinle o dağdaki ormancılar elimden baltamı almasa, rahat çalışsam bana yeter.” Bunun üzerine Atatürk, Seyit’e dokunulmasın diye talimat verir, Ancak iki yıl sonra yeni gelen nahiye müdürü bu emri uygulamaz. Seyit’e pek rahat verilmez.
Bir süre daha dağda kömür işi yaptıktan sonra, artık bu işe devam edemez. Havran’da bir fabrikada hamallık yaparak geçimini sürdürür. Seyit Ali Çabuk, 1939 yılında 50 yaşındayken zatürreye yakalanır ve yaşamını yitirir. Köyündeki mezara gömülür. Koca Seyit’in hikayesi bir yerde Türkiye’nin tüm kahramanlarının hikayesidir.”
Mekanları cennet olsun, Allah Rahmet Eylesin.
İyi ki vardınız, ya olmasaydınız…😢

Ya Ay gibi yansıtın, ya da Güneş olun,
yansıtalım…
Yaşar Aldemir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir