Şah Kim? Piyon Kim? Ya o Aynadaki Kim? - www.kafanagorehayat.com | www.kafanagorehayat.com

Şah Kim? Piyon Kim? Ya o Aynadaki Kim?

Bir önceki ‘satranç öğrenme’ ile ilgili yazı, zihnime bir kaç tohum attı. Farklı farklı köşelerde, farklı farklı çimlenen fikirler yeşermeye başladı. Ucundan yakalayabildikçe size aktarmaya çalışacağım. Birlikte fikirlerimizi büyüteceğiz, belki benim fikirlerim sizin zihinlerinize daha başka alanlarda kullanacağınız tohumlar serpiştirecek ya da siz zaten bunu daha önce düşünmüş olacak ve bizimle paylaşacaksınız.

Evet!

Diğer canlılarda olmayan kendimizi sorgulama yetimizi kullanalım ve soralım;

Kimiz Biz?

Hayatı nasıl algıladığımız ile çok ilgilidir nasıl yaşadığımız.

Neye güldüğümüzle,

Ne ile mutlu olduğumuzla biz, biz oluruz.

Düşüncelerimiz çıkar ortaya.

İnançlarımız… Değerlerimiz…

Ve aynadaki bizi görürüz!

Kim o aynadaki?

Hayatı nasıl gören biri?

Hayat onun için bir yarış mı?

Bir mücadele?

Kazanmak için mi doğdu?

Neyi?

Sor aynaya;

Kimsin?

Ne olmak istiyorsun?

Bunu nasıl yapacaksın?

Sor!..

Kimsin?

Ne olmak istedin?

Bunu nasıl yaptın?

Memnun musun kendinden?

Belki de avcı toplayıcı dönemin içimize bıraktığı mücadele içgüdüsü bazen karşılığını bulmuyor bu modern hayatta.

Hani çocuğun içinde doğuştan getirdiği enerjiyi koşarak, kendi çevresinde dönerek, atlayıp zıplayarak boşaltması gibi, doğuştan getirdiğimiz dürtülerin büyüdüğümüzde atılma şekli midir mücadele içgüdüsü?

Ne ile mücadele peki? Bir içgüdüyse bu; aslan kalmadı ortada kaçacak kurtulacak, hareket alanı kalmadı koşacak, açlık yok ilk insanlardaki gibi, çevreyi araştırmaya yöneltecek. Ama mücadele iç güdüsü var hala, hem de ilk günkü haliyle.

Veee insan yaratır, yaratmalıdır da kendini geliştirmek için bir mücadele alanı, hem kendini kanıtlamak, var olmak, hem de sınırlarını aşmak için.

Hep başarılı olmaktır şimdilerdeki karşılığı mücadeleyi kazanmanın. Her girdiği savaşı kazanmak ister ve savaşı diğer insanlaradır artık.

Ancak onay da ister insanoğlu. Birlikte yaşamak zorundadır, düşmanlardan korunmak, güvende hissetmek için kendisini. Birlikte yaşamanın ilk kuralı “kabul”dür. Kabul edilmeli çevresi tarafından. Kabul edilmek için aranan özellikler “iyi olmak”tır. Yani “hem kazanan hem de iyi” olacağız ki, Maslow sınavını geçelim.

Tek bir duygu ya da dürtüye de sahip değiliz üstelik.

İşte bu nedenledir; sorduklarında doğrudan “hırslı mısınız?” diye, ya bir pazar ekinin kişilik testinde ya bir iş mülakatında ya da yeni tanışılan bir arkadaş grubunda, cevabımızın, hiç beklemeden, tereddütsüz, “Yoo, pek sayılmam!” olması.

Ancak, oynanan anlamsız bir maçı kazanmanın mutluluğu ve aynı ölçüde kaybetmenin üzüntüsü, gülünen karikatür ya da fıkralarda aslında kaybedenin aynalanması veya en basitinden bir arkadaşımız hatta hatta aile bireylerimiz ile kendimizi karşılaştırmalar… Bal gibi de “hırslıyız” dır aslında.

Savaşı kazanırken, güzel ve iyi olmayı da kaçırmamak gerekiyor ya..!

Öyleyse yaşasın maskeler!

Sonrası ise…

Baktığınız aynada gördüğünüz karmaşa…

Kayboluş.

Beyin zevk merkezli çalışır, yemek yiyerek, uyuyarak, severek, üreterek, okuyarak, konuşarak, daha daha daha ve beyin stresi hiç sevmez. Stres gördüğünde iki yol bilir; ya kaçar ya yok eder insan, eğer yaşamaya devam etmek istiyorsa. Şah Mat a düşme halidir stres. Ya Şah kaçırılacaktır  -ki hayatımızın Şah’ı da Piyon’u da biziz unutmayalım- ya Şah kaçırılacak ya da tehdit yok edilecektir. İşte insan ilişkilerinin temeli, başkalarıyla ve kendisiyle yaşadığı, hatta yaşattığı hayatın özeti.

Sinan Canan’ın bir konuşmasından aklımda kalan, bir Jung sözü;”Hayvan sürüleri kalabalıklaştıkça akıllanır; insanlar, kalabalıklaştıkça aptallaşır”. Ne oluyor bize sosyal çevrede? Neden aptallaşıyoruz?

Mutluluk odaklı insan, mutluluğu arar. Mutluluk temel ihtiyaçların tam olması ve zevk merkezinin uyarılması halidir. Daha iyi, daha güzel, daha akıllı olmak; “hırs” olarak tanımlayabileceğimiz bu dürtü, topluluğun vazgeçilmezi olarak kabilede yerini sağlamlaştırmak ve çiftleşme, üreme amaçlı eş seçimine bir şovdur aslında. Ve bu konuda kendisine rakip olanları düşman algılayıp içerisindeki mücadele ruhunu buraya kanalize etmek… İşte bugünün kurtlar sofrası. Hem de ne ekmek için, ne yemek için… Facebook ya da instgramda veya diğerlerinde, daha çok beğeni almak için. Ha aklıma gelmişken, bugün, facebookda boy boy kendi resimlerini paylaşanları sorguluyor psikoloji, halbuki ilk atalarımızdan yok bir farkımız; İz bırakmak hayattaki çabamız. Onlar mağara duvarına, biz facebook hesabı kapak fotoğrafına.

Algıladığımız dış dünya bir similasyondur aslında taktığımız maskelerin de ötesinde.

Nasıl bakıyorsak da öyledir. Ne görmek istiyorsak görürüz. Gördüklerimiz, bildiklerimizden ibarettir.

Bir satranç oyununun düşündürdükleri işte… Daha uçuşuyor zihnimde bir çok konu.

Dedim ya; insan hem başarmalı, hem de kabul görmeli ki, dürtülerini karşılasın, ama aynı zamanda da bilmeli aynaya baktığında gördüğünün kim olduğunu. Ayna kendisiyle maskesi arasında kaos yaşatmamalı. Bunun adı ise, kendinle barışık olmaktır. Mutluluğun asıl kaynağı da budur.

Biliyorum, yeni bir şey söylemedim, yazmadım şu ana kadar. Siz de biliyorsunuz bunu. Öyleyse anlamak ve uygulamakta iş.

Dünyadaki emelimiz mutlu olmak.

Mutlu olmanın kaynağı ise kendinizle barışık olmak.

Size, sizi mutlu edecek aynalar hediye ediyorum.

Sor aynaya kimsin ve gülümse kendine,

MERHABA!

Burçak Şenler SINMAZ

 

ŞAH MAT’tan kurtulmak

 

Şah Kim? Piyon Kim? Ya o Aynadaki Kim? için 5 yorum

  1. ERHAN LÜLLECİ

    Burçak, materyalist bir dönemde yaşıyoruz, çıkar ve menfaatin ilk sırada gözetildiği bir yüzyıldayız bunu yazarken benim bu durumu desteklediğim anlamı çıkmasın ilişkilerin menfaate döndüğü bir zamandayız ve malesef ahlaken ilişkilerin yozlaştığı bir dönemden geçiyoruz, yazında diyorsun ki savaşırken de iyi olmalıyız bu şu an geçerli değil artık savaşda galibiyet için herşey mübah vaziyetine geldi çünkü toplum olarak model aldıklarımız hep kötü örnekler ,bu noktaya eğitimdeki sorunlar yüzünden geldik çünkü düşünmeye yönelik iyi insan olmaya yönelik bir öğretimden geçmedik, bizler belki yaş olarak daha iyi bir insan olmanın eğitiminden geçtik ama şimdi öyle değil aileler in eğitim seviyesi düştükçe anne,baba çocuklarına sende ona vur diyorlar dizilerde bunu pompalıyor zaten. poli çok demektir tika yüz demektir latince de, ilişkilerde politika yürütmek artık gelenekselleşti ve bu olağandışı davranış artık insanlar tarafından olağan hale getirildi ki insanlar materyalist bir çağda yaşıyorlar hatta yapmayan kaybeder hale geldi,çünkü özsaygı artık ikinci hatta üçüncü sıraya geriledi o yüzden aynaya bakıp da kendisiyle olumsuz anlamda yaptıklarıyla gurur duyan sayısı çok sayıda arttı hatta gayette kendileriyle barışık hale geldiler aynadaki yüzüyle ama şunu unutuyorlar kötülük yapanın kötülüğü ergeç kendine döner ve kendine saygı duymayan kimseye saygı duymaz ve saygı duyduğu kadar saygı duyulur bence mutluluğun kaynağı insanın kendisiyle barışık olması değildir tamam bu ayrıca insana huzur ve mutluluk verir ama Aristo mutlu olmanın yollarını 3 maddede açıklamış ki bende katılıyorum
    1-Yaşamdan haz almak. Sevdiğin şeyleri yaparak hayattan keyif almak mesela BURÇAK ŞENLER SİNMAZ çok güzel yazılar yazarak hayattan büyük haz alıyor yada ERHAN LÜLLECİ çok güzel resim yaparak yaşamdan haz alıyor gibi.
    2-Sorumluluklarımızı bilmek ve görevlerimizi aksatmamak
    3-Yeni bir şeyler öğrenmek ve öğrenmenin yolunu devamlı açık tutmak.

    Yani Burçak cım artık aynaya bakıp da vicdanım rahat oh be diyen insan sayısı çok azaldı aksi yönde aynaya bakıp da oh ne iyi yaptım nasıl canına okudum diyen ve bundan zevk alan insan sayısı da O KADAR arttı,güzel bir yazı olmuş ben yazıya uygun bir felsefecinin sözüyle son veriyorum.

    ‘Yaşamak önemli değil, başarmak hiç önemli değil sadece insan olabilmek ve kalabilmek önemlidir’.
    Kalemine ,beynine fikirlerine sağlık…..

    • Burçak Şenler Sınmaz

      ‘Yaşamak önemli değil, başarmak hiç önemli değil sadece insan olabilmek ve kalabilmek önemlidir’. okuyacağız, yazıp okunmasını sağlayacağız ve insan kalacağız, bunun değerini sadece biz bilsek bile. Başka yolu yok, başka türlü yetişmedik.

  2. Burçak yazın yüzleşmenin yada hayatımız boyunca yüzleşememizin oldukça gerçekçi anlatımımı sergilemişsin.Keşke yazında belirttiğin doğallıkta,kolaylıkta ve gerçeklikte başarabilsek…Yazının ana fikri oldukça yaşamsal sihir ve bir o kadar zor bence…Karanlık yerimle yüzleşip hayatı kolaylaştırma adına umuyorum başarı sağlarım.Arkadaşım tekrar tekrar teşekkür ederim.Yazı tam anlamıyla kişisel gelişim ve hayat başarısı ve huzur adına çok odaklanıcı olmuş

  3. Burçak hanımefendi,öncelikle sanırım size ait bir sitede daha profesyonelce
    davranmaya çalışıyorsunuz ,bu sizin işinize duyduğunuz sevgi ve saygının göstergesidir. Hayırlı uğurlu olsun.Yazınızı severek vede üzülerek okudum önemli bir konuya parmak bastığınız için sevindim ama toplumda değişen ahlaki
    değerleri dile getirip bildiğimiz gerçeklerle yüzleşince de üzüldüm.Değişen ve gelişen Dünya ile birlikte yıllar içinde insan ilişkileri de buna paralel olarak olumsuz olarak etkilendi ,sosyal ilişkiler bozuldu bunun temelinde sadece bozuk eğitim sistemi yoktu,bozulan ekonomi ve gelir dağılımındaki adaletsizlikte bunda etken oldu insanlar birbirinden ürker hale gelip uzaklaştılar ve gemisini yürüten kaptan dediler ama nasıl yürüttüğünü kimse sorgulamadı yaşım gereği ülkemizdeki hızlı değişimin canlı tanığım,sözün senet olduğu dönemden artık pullu kağıdın senet olduğu döneme geldik, ahlaki çöküntü toplumu hızla insani ve ahlaki değerlerden uzaklaştırdı,herşeye rağmen kendimize karşı saygımızı yitirmeyeceğiz yastığa başımızı koyduğumuzda rahat uyumanın yolunu seçeceğiz bir felsefeci insanın dini ve mahkemesi vicdanıdır der vicdanımızı temiz tutacağız eden bulur a inanacağız ve kötüleri örnek almayacağız ayakta kalmak için savaşırken bile dediğiniz gibi iyi olacağız HZ Alinin dediği gibi sen dik dur eğri belasını bulur diyeceğiz ve buna inanacağız biz önce insan olmanın gereklerini yerine getireceğiz umudumuzu hiç kaybetmeyeceğiz.Aynaya baktığımızda kendimizle çelişmeyeceğiz içimizdeki benle barışık olacağız her zaman. Burçak hanımefendi önemli bir sosyal soruna parmak bastığınız için teşekkürler.

    • Burçak Şenler Sınmaz

      Sevgili Muzaffer Bey, bizi takip etmeniz, fikirlerinizi bu platformda da paylaşmanız bizi çok mutlu ediyor. Yunus Emre’yi sevdiğinizi biliyorum; “İlim ilim bilmektir, ilim, kendin bilmektir” sözü yolumda kılavuzdur. Teşekkürler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir