Müslüm - www.kafanagorehayat.com | www.kafanagorehayat.com

Müslüm

Bir film..

Vizyondaki bir filmden bahsetmek istiyorum. Ama önce o filmin kahramanından, daha da önce o filmi seyreden dostumdan.

Dostum, Ahmet KOÇAK, okuldaşım, arkadaşım, sırdaşım, kısacası dostum…

Zaman zaman, farklı düşünsek de, ortak paydamız duygusallığımızdır. Okul sonrası bulunmuş bir okul arkadaşlığı ve ilginçtir yine sıralarda başlayan… Başka bir yazı konusu olur, tanışmamız. Ancak bu yazı için belirtmeliyim ki, tavsiyeleri önemlidir benim için.

Filmi seyretti, bizim için anlattı, yazdı. Sizinle, Ahmet’in, “Müslüm” filmi görüşlerini paylaşacağım…

Muhterem Nur’a olan o tarifsiz aşkını sevdiğim, iyi kalpli adamın anısına saygıyla…

Bakın Ahmet KOÇAK, bu filmi nasıl anlatıyor;

“Sinema salonlarında 12 gündür MÜSLÜM (BABA) fırtınası esiyor. Bazı AVM lerdeki sinemalarda eşanlı olarak iki ayrı salonda oynayan film gişe rekoruna koşuyor.
Seyreden arkadaşlarımdan gelen olumlu eleştiriler üzerine ben de bugün kendimi MÜSLÜM’ün sabah seanslarından birinde buldum. “Filmi seyretmeden önce benim için Müslüm Gürses kimdi?” den başlayalım.
Mülkiye’de son senem olan 1985-86 öğretim yılında derslerdeki yüksek başarı grafiğim dolayısıyla Maltepe’deki Vehbi Koç Yurdu’nda kalmaya hak kazanmıştım. Yurda giriş-çıkış saatlerinin sıkı kurallara bağlı olduğu 3 yıllık devlet yurdu tecrübesinden sonra burada adetâ özel evdeydim. Tek kişilik bir oda, haftanın yedi günü ve günün her saati sıcak su, esnek giriş-çıkış saatleri ve belki de en önemlisi odaya alkollü içecek sokma lüksü… Bitmedi !… Odam Maltepe’de gün batımı sonrasında gazino ve pavyonların kırmızı neonlarıyla ışıl ışıl bir deryayı andıran ana caddeye bakıyor. Ve bunlardan birinde en üstte ve kocaman karakterlerle MÜSLÜM GÜRSES…Gelin görün ki, öğrencilik başa belâ. Bütçe sınırlı. Kazayla ayağımız mekâna dalacak olsa değil ay sonu öğretim yılı sonu da gelmez maazallah.  Velhasıl, içimde uhde kalmıştı o gazinoda Müslüm Baba neonlarının altındaki şaşalı kapıdan adım atamamış olmak.
Yıllaaarr sonra Muhterem Nur’un İstanbul Yenikapı’da doğduğum Çınar Apartmanı’nda annemin komşusu olduğunu öğrenecektim.
Sonrası malûm… Levent Kırca parodilerinde ceket cebinde çifte 70 likle gezen -en zarif tanımıyla- alkol dostu bir Müslüm Gürses.
Sinematografik olarak başarılı bulduğum filmin iki senaristinden biri olan Hakan Günday’ı ilk olarak beni kahkahalara boğan ve büyük turistik mağazalarda geçen mizah dolu hikâyesinde profesyonel rehberlik yıllarıma dair anılarımı bulduğum Malafa isimli eseriyle tanımıştım.
Film, görünürde sadece Müslüm Gürses (Akbaş)’ın hayat hikâyesini anlatıyor. Ama realitede o kadar çok şey anlatıyor ki kendi adıma bir kez daha Ayla sendromu yaşadığım bu film… Neden mi Ayla? Çünkü bazı bölümlerde tam hıçkıra hıçkıra ağlamak üzereyken boğazınız düğümleniyor ve kahkahayla ağlamak arasında gel-gitler yaşıyorsunuz.
Aile içi şiddet nelere mal oluyor? Kırık dökük hayatlar… 1970 sonlarının siyasi hesaplarının ürünü olan genel aflar sonrasında cani bir babanın cezaevinden salıverilmesiyle yeşermekte olan umutların (Küçük Müslüm’ün Altın Ses Mikrofon Yarışması’nda birinci oluşu) anne ve bebek Ezo’nun katliyle yok oluşu, peşinden çocuk Müslüm’ün ilk alkol deneyimi, Müslüm ve kardeşi Ahmet’in gözlerindeki şiddet sembolü baba, iki kardeşin yaşadığı ciddi travmalar…
Müslüm Baba’yı, alkolden caydırmaya çalışan naçar Muhterem Nur, özel yaşantısını her gün farklı kadınlarla birlikte olarak düzene koyamamış, “Issız Adam” Alper’e şefkatli kollarını açan Ada’yı çağrıştırdı bir an. Seven kadın neler yapmaz ki !…
Müslüm’ün, sonradan tesadüfen menajeri olan Bahtiyar’a “beni soran plâkçılara sadece simit yer ama çok para ister de” demesi çocukları önünde karısından para isteyen bir adamın evlâdı olarak ömür boyu yokluktan sonra kendini renkli bir yaşamın içinde bulan Müslüm’ün içine düştüğü alkol iptilâsıyla bâriz ruhsal uçurumu vurgulamak adına anlamlıydı. Aynı sözler Müslüm’ün kendi emeğine öz saygısı olarak ta yorumlanabilir tabi ki.
Ve filmin bir repliğinde Müslüm “Evinde oturur, benim haracımı yersin.” diyordu çooookkk sevdiği ! Muhterem Nur’a. Maço bir babanın evlâdından bundan daha iyi ne beklenebilirdi ki !…
Filmin sonuna doğru babasının, aklı ermez bir çocukken dayısının cenazesine götürmesi için eline bir tutam toprak vererek kendisine yaptığını ona aynen uygulayarak toplumdaki “et te bul” ya da ” ne ekersen onu biçersin” hissiyatı vurgulanıyordu.
Adana Halkevi’nde duvarlardaki onca söz arasında Yunus’un şu dizeleri artık ebediyen hatırımda olacak. “Dil söyler, kulak dinler; kalp söyler, kainat dinler.” Bir de Müslüm’den şu repliği hiç unutmayacağım: “Her insan Cennet’e doğar ama çoğu insan Cehennem’de büyür.”

SONUÇ:
1- Her anne-baba bu filmi mutlaka seyretmeli ve aile içi şiddetin gelecek nesiller üzerinde ne ağır yıkımlara mal olabileceğini görmeli,

2- Filmde Mustafa Kemal’in daha savaş yıllarında üzerinde çalıştığı eğitim devriminin toplumun topyekün gelişmesinde ne denli önemli olduğu zımni vurgusu da mevcut. Halkevi’ne sığınan ve burada Ustası Limoncu Ali himayesinde müzik yeteneğini keşfeden Müslüm aile içi şiddete kurban olmasaydı müzik alanında belki de dünya çapında bir yetenek olabilirdi. En azından bir Muzaffer Sarısözen, Yücel Paşmakçı olurdu.

3- Ceza konusu olan fiilin sadece aile için değil toplum için de gelecekte yarattığı mağduriyeti idrak ederek, suç-ceza orantısını tesis edebilmek adına tüm hukukçular ve özellikle ıslah olma ihtimali taşımayan suçluları da kapsam dahiline alan genel afları siyasi rant kapısına çeviren siyasiler bu filmi mutlaka izlemeli,

4- Bu filmi izleyenler alkolizmin çoğu zaman sebepsiz gelmediğini görmeli,

5- Bir dönemin arabesk fanatizminin uyandırdığı toplumsal hezeyan sonucu oluşan şiddet (1979 Gülhane Parkı Konseri sırasında polisin zapt edemediği güruhun sahneye fırlaması ve bu esnada Müslüm’ün Şahin isimli bir fanatiği tarafından bıçaklanması) dikkate alındığında günümüzde siyaset arenasında popüler ve popülist malûm kişiyle mesrur kitlenin bir toplumsal arbedede ne onulmaz sonuçlara sebebiyet verebileceğini tahayyül etmek gerekiyor bu filmde.”

“Her insan Cennet’e doğar ama çoğu insan Cehennem’de büyür.”

Ahmet yazdı ve izlememi önerdi. İzleyeceğim.

Şimdi kahkahalarla hatırlıyorum, yıllar önce, sevgilimden ayrılmışken seyrettiğim, “En iyi arkadaşım evleniyor” filmini öve öve bitirememiş ve Ahmet’in, o film için sinemaya gitmesine neden olmuştum 😀 Yüz ifadesini, beni zihninde bulundurduğu o yüksek mertebeden düşüşümü gözlerinde gördüğüm o anı hiç unutamıyorum. Ama hala gülüyorum.

Benden bir daha film tavsiyesi almamaya özen gösteren arkadaşımın tavsiyeleri dikkate şayandır, daha kendim izlemeden, bu referans ile diyorum ki mutlaka izleyelim.

Ve onun seçtiği bir Müslüm Gürses şarkısı, ben de çok severim…

İyi Seyirler…

Not: Yazıya başlarken yazacağımı belirttiğim fikirlerimi, filmi izledikten sonra paylaşacağım, görüşmek üzere.

(Burçak)

Cengiz Han’a Küsen Bulut…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir