Kötüyüm... - www.kafanagorehayat.com | www.kafanagorehayat.com

Kötüyüm…

Şu sıralar kötüyüm…

Nedenini bilmiyorum.

Sizinle öğreneceğim.

Çünkü kötü hissettiğimde oturup yazarım ve ne olduğu sayfaların sonuna doğru çıkar. Bu duygunun kaynağının derinliğine göre sayfa sayısı artar.

Kötü hissediyorum.

‘Haksızlık’ kelimesi geliyor bu cümleyi yazarken aklıma.

Kime haksızlık, neyin haksızlığı?..

Bilmiyorum ama merak etmeyin, çözeceğiz. Çözene kadar yazacağım.

Baktık sayfalar dolmuş, sıkıldın okumaktan, bırakırsın beni okumayı.

Zaten bir insan neden okur?

Neden başka hayatları okuruz; kurgu olsun, gerçek olsun?

Neden?

Neden ben başka hayatlar için kahroluyorum kurgu olsun, gerçek olsun?

Şu “kurgu” da neyin nesi, kurduğun da senin zihnindeki değil mi?

Nasıl oluştu zihninde bu resim?

Kötüyüm ya, aslında anlamlı ama kopuk kopuk cümleler savrulur içimde; bir savrulma ki hızlanır rüzgara dönüşür, tüm fikirlerimi bir araya toplar ne kadar ayrık olsalar da, birbirleriyle dev bir hortum oluştururlar. İşte en korkutucu andır benim için! Sonrasında dudaklarımdan dökülmeye başlarlar. O dökülüş ise, ne karmaşıklığı, ne şiddeti, ne hızı içerir… Sakin bir şekilde… “Kötüyüm” derim.

Ve filmi geriye sarmaya başlarım.

Hortum haline gelen düşünceler bir ağlama kriziyle dışarıya saçılır.

Duygusu içime çöker hortumun.

Hortumun duygusunu hiç düşündünüz mü?..

Tüm varlığın, ama hemen arkasından gelecek hiçliğin habercisidir hortum. Ağlama krizi ondan.

Benim çoğu ağlamalarım mutluluktandı… “Neden” diye düşündüm, düşünmeye başladığım zamanlarda. Oysa “neden”, geleceği düşünmekte… Yaşanan mutluluğun gelecekteki kaybını düşünmekte…

Ya gelecek geldiğinde ve gerçekten de mutluluk yok olduğunda…

Hiç bir an’a doyamadan?..

Aklımda geçip gitmiş bir trenin havada asılı kalmış ritmik sesi… İstasyonda ben. İndim mi trenden yoksa binemedim mi, ayırdında değilim.

Ama sanki yanlış duraktayım.

Sanki… Sanki bir önceki durakta indim. Sonraki tren içinse hiç vaktim yok. İstasyon ıssız, tek başımayım.

Önce gördüm, sonra hissettim ki yapayalnızım. Zaman az, vakit dar.

Vaktim mi yok?

Ne için vaktim yok?

Ben nereye yetişeceğim?

Niye yalnızım?

Nereye varmaya çalışıyorum?

Yolculuğum nereye?

Neden vaktim kalmadı?

Bu vakit, ne zaman vardı?

Vardı da bu boşluğa kadar vaktimin olmayacağını nasıl fark edemedim?

Hortum dönüyor içinde tren ve sesiyle…

Bir küçük çocuk. Tek bir sözcük seçmeye çalışıyorum onun için… Masum. Yenilmemiş hayata. Belki de yenik başladı, kim bilir… Çocuk zihnimde belirince giden tren sessizleşti. Bu sefer sesini de götürdü beraberinde… Onu bile bırakmadı bana.

Aniden kör olduğumu anlıyorum. Aslında körmüşüm ben. Ses olmayınca fark ettim.

Tüm bunlar zihnimin resimleri. İstasyonda mıyım? Hortum dönüyor ve bir el uzanmış. Bana mı? Yok! Kime? Neden ben görüyorum? Onun, ona uzattığı elin benim zihnimde işi ne. Yardım…

Yardım etmeliyim heyecanı sarıyor içimi. Destek oldukça destek buluyorum hayata dayanmaya.

Bir işaret bekliyorum… Neyin işareti olduğunu bilmiyorum. Aslında olduğum yerin doğru yer olduğunu gösterecek bir işaret. Daha önceleri bulduğum, beni rahatlatan işaretler… Derin düşünmeye engel olacak simgeler belki!

İstiyorum, bana işaret gönder diye birisinden. O kim, işaret ne ve ne işe yarayacak beklediğim..?

Tüm hayatım bana bırakılmış işaretleri toplamakla geçti.

İşaret toplayıcısıyım ben.

Yaşamımda oradan oraya savruluyor gibi gözükmem de bundan. Nereye bırakıldığını bilmediğim işaretlerimi arıyorum. Ne için kullanacağımı, kullanıp kullanmadığımı bilmeden…

Nehirdeki taşların üstünden atlayarak suya şimdilik girmeden. Çünkü suya girdiğimde çıkmak istemeyeceğim artık. Serin, huzurlu bir şekilde bırakacağım o yumuşaklığa kendimi. Nerede, ne zaman?..

İşte, bir durak erken indim.

Nehre daha vardı ve zamanım yok, bir an önce suya kavuşmak istiyorum.

 

11 Ağustos 2017 (Burçak Şenler SINMAZ)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir