insanı, insana, insanla, insanca anlatma sanatı - www.kafanagorehayat.com | www.kafanagorehayat.com

insanı, insana, insanla, insanca anlatma sanatı

Ben 5 yaşındayken annemle babam, kardeşimi ve beni, tiyatroya, sinemaya götürmeye başlamışlar. Büyüyünce, şimdi, insan kendisinin nelerle yoğrulduğunu görebiliyor. Ben de bugün durduğum yerden bakıp çok ama çok teşekkür ediyorum. 5 yaşımdan bu güne kadar filmsiz, tiyatrosuz yaşamadım.

Onların beni ve diğer insanlardan farklı, “özel” kardeşimi, her hafta sonu koştura koştura tiyatro, sinema, konser gibi faaliyetlere götürmeleri kendileri giderken bizi bırakamadıkları için değildi inanın. Bize bakan bir Ayşe bacımız vardı, nereye gitseler götürmelerine gerek yoktu. Hatta kendileri de bu işin içinde oldukları için boş zamanlarında dinlenmek isterlerdi. Hatırlıyorum, onlar çok çalışırlardı;

Benim annem tiyatro sanatçısı, babam solistti.

Babam aynı zamanda kontrbas çalardı, amcam bateristti. Baba tarafını anlatmaya başlarsam büyük hala dediğimiz bestekar Semahat ÖZDENSES ile başlamalıyım sonra da o yazı biter mi bilemem. Kesin yazı dizisi olur da…bugünün yazısı değil.

Çünkü bugün Dünya Tiyatrolar Günü.

Çünkü bugün annemden ve Solmaz halamın oğlu kuzenim Kaan’dan bahsetme günü.

“Benim annem dünyanın en iyi tiyatrocusuydu” çünkü o benim annemdi ve bayrağı kuzenim Kaan ERKAM devraldı. “İyi bir yazar ve en iyi tiyatrocu” çünkü o benim kuzenim.

Sinema ve tiyatro ile tanışmama gelelim:

5 yaş doğru bir yaş mıdır tiyatroya götürülecek çocuk için?

Erken diyorsanız aslında ben 3 yaşında girmişim kulise belki de daha önce… Orada uyutulmuş, yedirilmişim zaman zaman. Adap erkan öğrenmişim, nerede susulur, nerede gülünür bilirmişim 6 yaşıma geldiğimde. Ailem orada, onların iş yerlerinde gördüklerimizden ibaret bırakmadılar bilgimizi, her hafta sonu, hem cumartesi hem pazar, mutlaka bir film, bir oyun… Dönünce yemekte anlattırılırdı izlediğimiz hikaye, sorularla… Adam ne dedi? Kadın nasıl bağırdı?  Çocuk nereye gitti? diye. Bir kardeşim alırdı sözü bir ben sonraları, anlatmak için oyunu, daha onlar sormadan.

13221600_10154299592932249_1685745119785927588_nBabamın, orkestrasının çalışmaları da müzik olarak girdi kanıma.

Ancak düşündüğüm önemli bir nokta var; ben anne olsam anlam veremezdim annemin o günlerde yaptığına, yapar mıydım vallahi hiç bilemiyorum.

Ben küçük; çoğunu anlamaz, kardeşim engelli; hiç anlamaz, başladık sinema, tiyatro maceralarımıza…

Her cumartesi sabahı saat 11 deki filme yetişmek için erken kalkardık. Kahvaltı yapılır, kardeşim çocuk arabasına yerleştirilir, ben ya arabanın kenarından tutarım ya da annemin paltosundan, Göztepe’den Kadıköy’e sinemaya koştururduk. Asterix, Herbie, Afacan Küçük Serserinin Maceraları, Hababam Sınıfı, Alice Harikalar Diyarında… daha bir çok çocuk filmi. Süt Kardeşleri seyrettiğimde ise artık 10 yaşındaydım ben. O filme hala gülümserim, kardeşimin kahkahaları zihnimde yankılanır, isimlerin karıştırıldığı sahne aklıma geldikçe.

Pazar günleri ise tiyatroya, annemin oynadığı oyunların matinesine. Bazen de büyüklerin filmlerine, annem oynamışsa tabi.

Her halde film, tiyatro kadar, okumak ve konser düşkünlüğüm de, o günlerde ailemin hamuruma kattıklarından.

Çocukluğumdan,

hatırladığım ilk şaşkınlık;uc_arkadas

Sinemaya gitmiştik. Filmin adı “Üç Arkadaş”…Annem gazoz ve leblebi almıştı bize. En önde oturmuştuk. Kardeşim pusetinde, arkasına yastık konulmuştu rahat seyretsin diye. Kesekağıdı kucağımda, gazoz elimde. Işıklar kapatılmış, her yer karanlık sadece filmi izliyorum.

Hülya KOÇYİĞİT kör ve onun ameliyatı için para arayan Kadir İNANIR bir zenginin evine geliyor, filmin  43. dakikası, evde bir parti var, partide bir kadına soru soruyor Kadir İNANIR…. O da ne!

“Anneeeee” diye bir çığlık benden gazozum düşmüş elimdeki leblebiler de  yerlerde.

Kapıya doğru yürüyüp

  • Ooo çok entresan darling diyerek güvercini eline alan,

Kadir İNANIR soru sorduktan sonra

  • Bak babanı soruyorlar diyen eflatun elbiseli kadın, annem

Orada, karşıda….

Hani yanımdaydın anneciğim.

Annemin bizi orada bırakıp perdenin arkasına gittiğini düşünüyorum. Yıl 1971, beş yaşındayım film çekimi açıklanmaya çalışılıyor bana. Saatlerce anlatıyor annem, iç çekmelerim geçmemiş tüm gün, öyle söylemişti sonradan.

İkinci olayım daha bilinçli;

Yıl artık 1972; annemi tiyatroda ve sinemada görmeye, her perşembe 21.15’de dinlediğimiz radyo tiyatrosunda ya da her sabah 10.00’da arkası yarın dizilerinde zaman zaman duymaya alışmıştım.

murat-ile-nazli-hd-yesilcam-yerli-film-izle-400Artık sinemada da tiyatroda da şaşırmamayı öğrenmiştim. “Murat ile Nazlı”yı seyrediyorduk, bu filme 2. belki de 3. kez gelmiştik, bu sefer babam getirmişti bizi, annemin oyunu vardı.

32. dakika geldi arka tarafta konuşanlar var ve ben o minicik boyumla ayağa kalkıp

“Sessiz olun şimdi annem çıkacak Cüneyt ARKIN’a iğne yapacak ve ‘sakin olun lütfen’  diyecek” diye bağırıyorum.

Tüm sinema sessizleşiyor annem Cüneyt ARKIN’ı sakinleştirince bir alkış kopuyor, kendimden mutlu gözlerle bakıyorum babama , o da başımı okşuyor.

Bugün Dünya Tiyatrolar Günü

insanı, insana, insanla, insanca anlatma sanatı tiyatro.

Bu yazı için bir kaç gazetenin arşivine girdim. 70 li yılların Cumhuriyet gazetesinin ve Ses dergisinin arşivinde buldum annemi…

Nihat ERBAŞ, Üstün ASUTAY, Ali AVAZ tiyatrolarında geçiyor ismi.

Annemin daha nice özel tiyatroda oynadığına dair resim ve afişleri var elinde ama onlara ulaşamıyorum ve aklımda kalanları yazıyorum.

Oduncunun çocukları en çok seyrettiğim oyunuydu. Hatta sahnede kalabalık yapmak için sonda ben de çıkıp koşuyordum. Ayten ERMAN elimden tutuyordu. Şemsi amca ile evli miydi o zamanlar bilmiyorum.

Babamla en çok sevdiğimiz oyunu ise, “Sarı Çizmeli Mehmet Ağa” idi. O oyunda annem ruh çağıran kadını oynuyordu. Çağırdıkları ruhun karısı çok üzgün kocasını unutamıyor, sessizlik sağlanıyor ve annem

  • “Ey ruh geldiysen iki kere vur” diyor.

ve tak tak diye iki kere vurma sesi geliyor. Sonra beyazlar içinde göbekli bir adam beliriyor sahnenin karanlık tarafına ışık verince.

Karısı çok heyecanlanıyor. Annem,

  • “Sana  bir kaç soru soracağız bize cevap ver ruh”

Ruh

  • “Biraz acele edin” diyor

  • “Beni Zincirlikuyu Karacaahmet maçının devre arasında çağırdınız dönmem lazım.”

Herkes basıyor kahkayı…

         Bir başka oyununda annem, evin hanımı bir de hizmetçisi var… Hizmetçi rolündeki arkadaşı, annem sahnedeyken onun makyaj temizleme kremini kullanıp duruyor gizli gizli…

Artık neler oluyorsa aralarında oyun sahnelenirken annem kadına sinirli,

  • “Sen ben yokken gizli gizli ne yapıyorsun içeride” diye soruyor.

Kadın şaşkın, yönetmen, suflör, ışıkçı şaşkın ben bile şaşkınım… O kadar seyrettim böyle bir şey yok.

Kadın,

  • “Yok hanımım ne yapıyorum” falan diye bir şeyler geveliyor. Ama anlıyor hemen işi.

Kadının elindeki toz alma püskülünü çekiveriyor sinirle benim güzel tiyatrocum, biblolar düşüp kırılıyor. Kadın önde annem arkasında gerçek kovalamaca, herkes ayakta, korkunç bir alkış kopuyor.

Annemin olmadığı tiyatrolara da gidiyorduk… “Yavru ile Katip” Burçin’imin favorisi. Ben Nejat UYGUR, Suna PEKUYSAL’cıyım o zamanlar. Bazen oyuncular da seyircilerin arasına gelip oturuyorlar. Onların hepsini seviyorum da, en çok Ayşen GRUDA’yı ve ablası Ayten teyzeyi seviyorum gelince bizi kucaklarına alıyorlar çünkü.

Daha bir çok anı var… Tüm anılarım aklıma geldikçe diyorum ki;

Kısa sürmüş olsa da; İyi ki annem tiyatro sanatçısı olmuş. İyi ki sabah akşam elinde tekstler ezber yapmış bütün gün, iyi ki babam Sanremo müzik yarışmalarını dinlemiş, şarkılarını çalışmış… İyi ki Ayşe bacının olmadığı zamanlar uyumamız için, otomatik 45 lik çalarımız varmış. Tüm 45 likler, Türk ve dünya masallarıymış iyi ki… ve iyi ki masallar klasik müzik ile başlar klasik müzik ile bitermiş.

Memduh (ÜN) amca bana sorardı büyüyünce ne olacaksın diye, doktor olacaktım kardeşim için. Halbuki tiyatrocu dememi beklerlerdi…

Ben bir yetenek düşmanıydım imkansızdı, sonraları görüldü bu durum, ama içimizde, 6 kuzenin arasında, daha da yeteneklimiz vardı … Kaan ERKAM.hqdefaultE5MI5BPC

Dizilerde görüyorum zaman zaman, kitapları var yazdığı, ama o iyileşemez bir tiyatro hastası… Ailemizin en yeteneklisi…

Başta annemin sonra Kaan’ımın ve hepimizin dünya tiyatrolar günü kutlu olsun.

 

 

 

(Burçak Şenler Sınmaz – 27 Mart 2016)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir