Güzel insan olmak... - www.kafanagorehayat.com | www.kafanagorehayat.com

Güzel insan olmak…

Zor mudur?! Zor mudur güzel insan olmak?!

Bahsettiğim saçımızın boyanması, burnumuzun yaptırılması, üçgen vücut, baklava dilimi ya da botox değil. Giyimden kuşamdan da söz etmiyorum… Öyle özçekimleri (selfie) renklendirmek (filtre), duygusal sembollerle (emoji) süslemek de değil diyeceğim…

  Bakın neyi anlatmaya çalışıyorum…

BEN HAYATTA EN ÇOK BABAMI SEVDİM

Ben hayatta en çok babamı sevdim
Karaçalılar gibi yardan bitme bir çocuk
Çarpı bacaklarıyla -ha düştü ha düşecek
Nasıl koşarsa ardından bir devin
O çapkın babamı ben öyle sevdim
Bilmezdi ki oturduğumuz semti
Geldi mi de gidici – hep, hep acele işi
Çağın en güzel gözlü maarif müfettişi
Atlastan bakardım nereye gitti
Öyle öyle ezber ettim gurbeti
Sevinçten uçardım hasta oldum mu,
Kırkı geçerse ateş, çağırırlar İstanbul’a
Bi helallaşmak ister elbet , diğ’mi oğluyla!
Tifoyken başardım bu aşk oy’nunu,
Ohh dedim, göğsüne gömdüm burnumu,
En son teftişine çıkana değin
Koştururken ardından o uçmaktaki devin,
Daha başka tür aşklar, geniş sevdalar için
Açıldı nefesim, fikrim, canevim
Hayatta ben en çok babamı sevdim.

Babasını seven bu adamın anısı…

Ve devamında aynı babanın dokunabildiği başka çocuklar…

Yıllar önce bir Milli Eğitim Bakanının odasının kapısı çalındı. İçeriden kararlı ve tok bir ses ” girin” diye seslendi.

Oldukça mütevazi döşenmiş odaya iki tane lise talebesi girdi. Tombul yanaklı olan Milli Eğitim Bakanının yanına yanaşarak ” Babacığım merhaba. Elini öpmeye geldik Gazi ile beraber” diyerek arkadaşını gösterdi.

Mezun olmuşlardı iki samimi arkadaş liseden. Gazi ve Can. Bakanın elini öptükten sonra masanın karşısındaki koltuklara oturdular.

Tombul yanaklı çocuk söz aldı; “Babacığım biliyorsun okulumuzu her ikimiz de başarı ile bitirdik. Ve bir yıldır para biriktiriyorduk. Eğer senin de iznin olursa Bakanlığın bursundan yararlanıp Amerika’ya okumaya gitmek istiyoruz.” Bakan küçük bir sessizlikten sonra ” Oğlum biraz dışarı çıkar mısın? Bizi arkadaşınla bir iki dakika yalnız bırak” dedi.

Oğlu dışarı çıktıktan sonra uzun boylu çocuğa şöyle dedi; “Bak evladım,ben sizler gibi başarılı öğrencilerin yurt dışında öğrenim görmesini her zaman desteklerim. Fakat bir bakan olarak oğlumu Amerika’ya gönderirsem, bunu başkaları farklı değerlendireceklerdir. Bu yüzden sadece sana burs vereceğim. Gerekli işlemlerin yapılması için talimatı veririm az sonra. Hayırlı olsun” deyip dışarı çıkmasını söyledi talebenin.
Heyecan içinde kapının önünde bekleyen bakanın oğluna sarıldı çocuk, ” Can sana bir iyi, bir kötü haberim var. Baban bana burs verdi ama senin gitmeni onaylamıyor.”
Tombul yanaklı çocuk elini cebine atıp bir mendil çıkarttı. İçi para dolu olan mendili arkadaşına verip, “Al bunları Gazi. Nasıl olsa bana lazım değil bu para artık” dedi, bir yıldır biriktirdiği parayı arkadaşına uzattı.

Oğlunun geleceğini bile ülkesinden sonra düşünen onurlu Milli Eğitim Bakanımızı Sayın Hasan Ali Yücel Bey’i doğum gününde saygıyla anıyoruz.

Oğlu Can, büyük edebiyatçı Can Yücel’dir.

Onun lise arkadaşı Gazi ise, dünyanın en iyi beyin cerrahı Prof. Dr. Gazi Yaşargil’dir.

Zor mudur sizce?

Gazi, 1943 yılında Almanya’ya gitti ve tıp tahsiline başladı. 2. Dünya Savaşı’nın en sıcak günlerinde iki yıl Almanya’da kaldı, daha sonra da İsviçre’ye geçip, Zürih Tıp Fakültesi’ne girdi. O dönemin ünlü beyin cerrahı Prof. Dr. Rudolf Nissen’in dikkatini çekti ve bu hocanın asistanı oldu. Bu süre içinde Can Yücel ile ilişkisini hiç kesmedi. Can Yücel sık sık arayıp, derslerini sordu.

Gazi Yaşargil’in asistanlığı devam ederken Türkiye’de TSK 27 Mayıs 1960’da yönetime el koydu. Gazi Yaşargil’in doçentlik sınavına gireceği günlerde Türkiye’den asker celbi geldi: “Ülkene dön, askere gideceksin.” Asker celbinin geldiği günlerde liseden arkadaşı olan Ömer İnönü, Gazi Yaşargil’i ziyaret etti. İnönü’ye, “Git babana söyle, profesör olmaya yakınım, profesör olup askere gelirim” diyen Yaşargil, İsmet İnönü’nün oğlunun temaslarından da istediği sonucu alamadı. Bakanlar Kurulu Kararı ile Türk vatandaşlığından çıkarıldı. Vatansızların taşıdığı “haymatlos” pasaportuyla yaşamaya başladı. Önce profesör, sonra da ordinaryüs profesör oldu. 18 yaşında ayrıldığı ülkesine girme şansını 35 yaşında yitiren Yaşargil, 63 yaşında Yürür’le birlikte Türkiye’ye geldi. 150 bin nüfusla bıraktığı Ankara’ya geldiğinde çok duygulandı. Otomobilden inmedi ve tam 3 saat otomobille Ankara’yı gezdi. İstanbul’a geçip can arkadaşı Can Yücel’le buluştu. Yaşargil, 40 yıldır göremediği Can Yücel’e, “Seninkiler gibi bir şiir yazsam, başka bir şey istemem” dedi. Yücel yanıtladı: “Ben de senin gibi bir operasyon yapsam başka bir şey istemem hayattan!”

1912 yılında Fransız cerrah ve fizyolog Alexis Karel‘e 3 milimetrelik damarda ameliyat yaptığı için “Nobel Ödülü” verilmişti; Gazi Yaşargil bu başarıyı 1 milimetreye indirip beyin damarını açıp kapattı..

İsviçre; ülkede 60 yaşını aşan doktorlara ameliyat izni verilmemesine karşılık iki sene üst üste yasalarını değiştirerek ona bu hakkı tanımıştır.

Cumhuriyet tarihinde ilk kez, TBMM tarafından “Onur Madalyası” aldı. 

Hikaye hala bitmedi, ünlü şairimiz Can YÜCEL’in oğlu, “Yeni Hasan YÜCEL” doktor olarak mezun oldu ve babası onu can arkadaşı Gazi Yaşargil’e gönderdi.
Gazi Yaşargil de Can Yücel’in oğlu Prof. Dr. Yeni Hasan Yücel’in cerrah olarak yetişmesine emek verdi…….

(Not: Bir kaç gazetede Hasan Ali Yücel’in iki gence de burs vermediği yazmaktadır. Ama bu oğlu için makamının olanaklarını kullanmadığı gerçeğini değiştirmemektedir.)

Zor mudur?

Yıl 1944…
On yaşındaki kimsesiz çocuk, altı yaşındaki kardeşi ile Çumra’dan trene biniyor.
Trende hiç tanımadığı, iyi giyimli ve çevresinden müthiş saygı gören bir adam bu iki çocukla ilgilenip soruyor;
– Nereye gidiyorsunuz?
– Konya’ya, okumaya.
– Nerede okuyacaksınız?
– Köy Enstitüsü’nde, İvriz’de…
– Peki o zaman, al bu kartı vali beye ver. Seni ve kardeşini okula yazdırır.
Çocuk kartı alıyor ve teşekkür için bir türkü çığırıyor…
Varınca, trenden inen çocuk, kardeşini bir handa bıraktıktan sonra Konya Valiliği’ne gidiyor, kartı gösteriyor. Bir telaş, bir telaş…
Vali anında çocuğu kabul ediyor ve cebine harçlığını koyup İvriz Köy Enstitüsü’ne gönderiyor.

Kartın sahibi Hasan Ali Yücel’dir. Dönemin Milli Eğitim Bakanı.
Kartı götüren çocuk ise geleceğin yazarı, şairi, gazete sahibi Kemal Bayram Çukurkavaklı ve kardeşi Mehmet Şahin Çukurkavaklı’dır…
Yıllar sonra, 1992’de, Antalya Gazipaşa’ya Fikret Otyam’ı ziyarete giden bir Ankaralı ressam, Otyam’ın albümünde şu nota rastlıyor;
“Bu dünyada iki tane Ali’yi (Hasan Ali Yücel ve Sabahattin Ali’yi) en iyi anlatacak bir tane adam vardır, o da Kemal Bayram’dır” (Dursun Erkılıç).

Zor mudur güzel insan olmak?

Zor mudur güzel insan

Zor mudur güzel

Zor mudur

Zor

(Burçak Şenler Sınmaz)

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir