Ey Özgürlük..! - www.kafanagorehayat.com | www.kafanagorehayat.com

Ey Özgürlük..!

“Bir öğretmen öğrencileriyle her sabah iyilik, güzellik ve sevginin doğası üzerine konuşuyordu. Bir sabah, tam konuşmasına başlarken, pencere pervazına bir kuş kondu. Bir süre şakıdı ve uçtu. Öğretmen öğrencilerine şöyle dedi: “Bu sabahki konuşma sona erdi.”

Sizi Krishnamurti ile tanıştırmak istiyorum, eğer tanıyorsanız da, belki yüzünce kez, zevkle okuyacaksınızdır. Keşke okumaktan bir adım daha öteye geçebilsek…

“Bu dünyada ne kadar çok gelişme gösterirsek gösterelim, gökyüzünde ne kadar uzağa gidersek gidelim, Ay’a, Venüs’e ulaşalım, pek çoğumuzun yaşamı yine de son derece sığ ve yüzeysel; dıştan göründüğü gibi. İçe doğru gitmek çok daha zor; bunun belirli bir tekniği yok, hiçbir profesör bunu öğretemez, içe doğru yolculuk etmeyi öğrenebileceğiniz bir laboratuvar yok. Sizi yönlendirebilecek bir öğretmen yok ve lütfen buna inanın zihin denen bu karmaşık varlığı araştırmanıza yardım edebilecek hiçbir tür yetke de yok. Bunu bütünüyle kendiniz hiçbir şeye bağımlı olmadan gerçekleştirmelisiniz.
Çağdaş uygarlık her geçen gün daha da karmaşık, dışsal bir duruma geldikçe, ilerledikçe, hepimizin çok daha yüzeysel yaşaması yönünde bir eğilim oluşuyor, öyle değil mi? Konserleri daha sık izliyoruz, zekice yazılmış kitaplar okuyoruz, hiç durmadan sinemaya gidiyoruz, entelektüel tartışmalar yapmak için bir araya geliyoruz, analistlerin yardımıyla kendimizi psişik olarak sorguluyoruz. Ya da son derece yüzeysel yaşamlar sürdürüp kiliseye yöneliyoruz, zihinlerimizi akla uygun olsun olmasın o çevrenin dogmalarıyla, neredeyse saçma inançlarla dolduruyoruz ya da gizemciliğe kaçıyoruz. Başka bir deyişle, günlük yaşamımızın sığ olduğunu fark edince, ondan kaçmaya çalışıyoruz. Zihinlerimizi kuramsal felsefelerle, meditasyon dediğimiz şeyle, düşüncelerle dolduruyoruz, oysa bütün bunlar kendi kendini uyutmaktır. Ya da entelektüel biriysek, kendimize içinde doyduğumuz, hoşnut yaşadığımız bir düşünce dünyası yaratıyoruz.

Bütün bu süreci görünce, bana öyle geliyor ki, sorun ne yapmak, nasıl yaşamak, dünya üzerinde sürüp giden savaşlarla ve kargaşayla karşılaştığımızda nasıl davranmak gerektiği değil, özgürlüğü nasıl sorgulayacağımızdır.

Çünkü özgürlük olmadan yaratma olmaz.
Özgürlük derken istediğinizi yapma, arabaya atlayıp gaza sonuna kadar basma, istediğinizi düşünme ya da belirli bir etkinlikle uğraşma özgürlüğünden söz etmiyorum. Bu gibi özgürlükler bana gerçekte hiç de özgürlük gibi gelmiyor. Zihnin özgür olması olanaklı mı? Çoğumuz bu yaratıcı hal içinde yaşamadığımıza göre, bence düşünceli, ciddi her insanın bu soru üzerinde derinlemesine ve çok ciddi bir biçimde düşünmesi zorunlu.
Gözlemlerseniz, özgürlüğün sınırlarının günden güne daraldığını göreceksiniz; siyasi, dinsel, teknolojik açıdan zihinlerimiz biçimlendiriliyor, günlük yaşamımız o özgürlük niteliğinden çok şey eksiltiyor.
Uygarlık düzeyi arttıkça özgürlük azalıyor. Uygarlığın bizi yalnızca birer teknisyene dönüştürdüğünü fark ettiniz mi bilmiyorum, bir teknikle donanan zihin özgür bir zihin değildir.
Kiliseyle, dogmalarla, kurumsal dinle biçimlendirilen bir zihin de özgür bir zihin değildir.
Bilgiyle körleşen bir zihin özgür bir zihin değildir. Kendimizi gözlemlersek, kısa süre sonra zihinlerimizin bilgiyle ne kadar yüklü olduğunu ne kadar çok bildiğimizi anlarız.
Aldığımız eğitim geçimimizi daha rahat sağlamak için daha çok teknik öğrenmeye yönelik bir biriktirme süreci. Dolayısıyla çevremizdeki her şey zihinlerimizi biçimlendiriyor, her türlü etki bizi yönlendiriyor, denetliyor. Böylece özgürlüğün sınırları günden güne daralıyor.
Sorumluluğun korkunç ağırlığı, toplumun görüşünü kabullenme, kendi korkularımız, kaygılarımız bütün bunlar, kişi farkındaysa, özgürlüğün niteliğinden kaybettiriyor.

Belki de tartışıp anlayabileceğimiz bu: İnsan nasıl hem zihnini özgürleştirip hem de bu dünyada bütün tekniklerle, bilgilerle, deneyimlerle birlikte yaşayabilir?

Yaratıcı değiliz, gün geçtikçe daha da mekanikleşiyoruz. Yaratıcılıkla yalnızca bir şiir yazmaktan, bir resim çizmekten, yeni bir şey bulmaktan söz etmiyorum. Bunlar yalnızca yetenekli bir zihnin yetileridir. Kendisi yaratma olan bir halden söz ediyorum.

Birçok sorunumuz var, hem bireysel hem de toplumsal anlamda. Bireysel olarak belki bunların bazılarını çözebiliriz, toplu olarak da elimizden geleni yapmamız gerekir. Ama kuşkusuz bütün bu sorunlar temel sorun değil. Bana göre temel sorun zihni özgürleştirmek ve kendisini anlamadığı sürece insan kendisini özgürleştiremez ya da zihin kendisini özgürleştiremez.
Bu nedenle kendinin bilgisi gerekir: kendini bilmek. Bu belirli bir farkındalık niteliği gerektirir; çünkü insan kendisini bilmezse uslamlamak, düşünmek için dayanabileceği bir temel olamaz.

Ama bilmek ve bilgi iki farklı şeydir. Bilmek sürüp giden bir süreçtir, oysa bilgi her zaman durağandır.

İşe tablonun bütününü görerek başlamalıyız—belirli bir noktaya, belirli bir soruna ya da eyleme yoğunlaşarak değil, varoluşumuzun bütününe bakarak. Bizim bu olağanüstü tablomuzu bir kez görünce, kendi kitabımızı elimize alıp onu bölüm bölüm, sayfa sayfa inceleyebiliriz. Bana göre temel sorun özgürlüktür.

Özgürlük bir şeyden özgürlük değildir; öyle olursa yalnızca bir tepkidir. Özgürlük bundan bütünüyle farklı bir şeydir. Korkudan özgürsem bu başka bir şeydir. Korkudan özgürlük bir tepkidir ve yalnızca belirli bir yüreklilik göstergesidir. Ben bir şeyden özgürlük olmayan, bir tepki olmayan özgürlükten söz ediyorum ve bu oldukça derin bir anlayış gerektiriyor.

Özgürlüğün olması için kendinin bilgisinin olması, düşünme biçiminizi bilmeniz ve bu süreçte zihnin bütün yapısını keşfetmeniz gerekir. Olgu bir şeydir, simge başka bir şey; sözcük bir şeydir, sözcüğün temsil ettiği başka bir şey. Çoğumuz için simge bayrağın, haçın simgesi son derece önemli bir duruma gelmiş, bu nedenle simgelerle, sözcüklerle yaşarız. Ama sözcük, simge kesinlikle önemli değildir. Sözcüğü simgeyi kırıp onun ötesine geçmekse şaşırtıcı ölçüde zor bir iştir. Zihni “Sen bir Amerikalısın, Katoliksin, demokratsın, Russun, Hindusun” gibi sözlerden özgürleştirmek çok zordur. Ama biz özgürlüğün ne olduğunu sorgulamak istiyorsak, simgeyi, sözcüğü yıkmalıyız. Zihnin sınırları eğitimle, içinde yetiştirildiğimiz kültürü kabul etmekle, kalıtımızın bir parçası olan teknolojiyle çizilir ve düşünmemizi koşullandıran bütün bu katmanların içine sızmak son derece dikkatli, duyarlı bir zihin gerektirir.

Bilinç bir sınırlamadır ve bilinç alanı içindeki hiçbir değişim gerçekte değişim değildir.

Bana göre zihnin koyduğu sınırların ötesine gizemli bir biçimde değil, bir yanılsama haliyle değil, ama gerçekten geçmek olanaklı. Ama bunu ancak zihnin niteliğini sorguladığınız ve kendinize ilişkin gerçekten kapsamlı bilgi sahibi olduğunuz zaman gerçekleştirebilirsiniz. Kendinizi bilmeden uzağa gidemezsiniz, çünkü yanılsamaya kapılıp kaybolursunuz, düş ürünü sanılara, mezhepçiliğin yeni biçimlerine kaçarsınız. Konuşmacıya göre, yaşamımızın ve temel sorunumuzun bütün bu yönlerini ele almak özgürlük sorunudur. Çünkü ancak özgürseniz keşfedebilirsiniz; ancak özgürseniz yaratıcı bir zihin olabilir; ancak zihin özgür olduğunda sonsuz enerji vardır ve gerçekliğin devinimi bu enerjidir.

Sonuç olarak size zihninizin köle olduğunu düşünmenizi, gözlemlemenizi ve bunun farkına varmanızı öneririm.

Bu bir onaylama ya da yadsıma sorunu değil, daha çok kendinizi sorgulama sorunu—sorgulamak hiçbir yetke gerektirmez. Tersine, hiç kimseyi izlememenizi; kendi üzerinize ışık saçmanızı gerektirir. Saygılı, dindar olmak gibi belirli bir davranış biçimine, etkinliğe bağlanırsanız kendi üzerinize ışık saçamazsınız. İnsan çok uzağa gitmek için çok yakından başlamalı, ama insan kendini bilmezse çok uzağa gidemez. Kendini bilmek hiçbir analiste bağlı değildir. İnsan her tür ilişkide, her gün kendini gözlemleyebilir.

Bu anlayış olmadan zihin asla özgür olamaz.”

Jiddu Krishnamurti.

ATATÜRK FOTOĞRAFLARINDA TAHRİFAT

Başlangıcın sonu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir